Blog nedir? . . . Kendine blog oluştur ;)

crazy_frizzy

Şiir Sesli Şiir Video Aşk Hikayeleri Flash Animasyonlar

Yazılar

O benim Gizliyaram O benim Hep Kanayan Yaram

17  

Kanayan Yaram...

Aslinda bende gercekten sevip sevmedigini bilmiyorum. Bunu defalarca düsündüm sen beni seviyor musun diye, kendimce hemen cevap verip "seviyorsun" diyorum.
Oysa cabuk vazgecme ve unutmalarindan anladim ki sen beni gercek anlamda sevmiyorsun, sadece kendine uygun görüyorsun..
Hani nasil severken baska birisi ile yapamazsin diyorum ama sen yapiyorsun, bazen gülüyor, oynuyor egleniyorsun.
Baska birisi ile beraberken cok nadir düsünüyorsun ama yanlizken hemen hemen her seferinde beni düsünüyorsun.
Acaba yanlizligimlami eslestirdin beni? elbette hayir. Eger gercek anlamda sevseydin, bir baskasi ile beraber olmazdin ve onunla her zaman eglenceli dakikalar gecirmezdin.
Eger sevseydin, hep üzülür yada bana ulasmak isterdin...

Bir insan sevmedigi kisiyi, özlemedigi kisiyi, vazgecdigi insani nekadar hafisasinda tutabilirki? Birgün unutmazmi?
Heleki yeni bir hayata baslamissa? Unutur. Bugün olmasa yarin.
Yarin olmasa yarindan sonra unutur.

Mantigim yavas yavas bu aci gercegi anliyor gibi. Ama Kalbim?
Ona nasil anlatirm. Anlatsam anlicakmi? Hayir.
Benim kalbim anlamamazliktan gelecek, bilmemezlikten gelecek ve onu sevmeye devam edecek bunu biliyorum...

Isterse sevmesin, isterse unutsun, vazgecsin benden. Ilgilenmesin, üzülsün, kirsin, neolursa olsun ben hep ona yollanmamis mektuplar yazacagim, ona hissettiğim duygulari kagida dökecegim ve asla ama asla onu unutmiyacagim...

Bugün "Seni nekadar cok sevdigimi" birkez daha anladim..
Bugün " Seni ne cok özledigimi" bir kez daha anladim..
Ve
Bugün "Birdaha asla unutamayacagimi ve iylesmeyecek bir yaraya sahip oldugumu" anladim..

O benim gizliyaram. O benim hep Kanayan Yaram.....

Sensiz Olmuyor



"SeN"siz OLmuyor..!

Neden bu kadar cok istiyor yüregim seni?yüregim yine seni istiyor ve aci cekiyor, sensiz durmuyor...

Neden yüregime bu kadar aci cektiriyorsun gizliyaram, neden aci cektiriyorsun herkesten sakladigim yaram? neden gelmiyorsun? gelemiyorsun? neden geldiginde birakiyorum seni? yüregimin seni benden daha cok sevdigini biliyorum,ey yüregim,saltanatin hakim degil bedenimde...

Neden yüregim böylesine yasak bir aski sectin? yüregim,aptallasiyorsun..Yüregim, hic birakma o dünyalar tatlisini. Hadi gelsene yüregime? saatlerce, günlerce, bir ömür boyu ayrilma yüregimden..yüregim seni cok seviyor gizliyaram... Her gece seninle yatar seninle kalkar yüregim, her dakika sen gelecekmissin gibi bekliyor seni yüregim, yüregim sana asik? yüregim seninle.

Herseyi bos verseydim yüregimi dinleseydim, seni böylesine cok seven yüregimi...Birak onu yüregim,uzaklardaki sevgime kavusamiyacagimi bile bile sevmeye devam etme derdim...ey cikmaz sokaga giren yüregim ne yapiyorsun diye hesap bile soramiyorum sana,sorsam nafile sen onu her daim seviceksin biliyorum... Düsündükce seviyorsun, sevdikce düsünüyor, düsündükce beni bitiriyorsun. ya cek git bedenimden yada ona git yüregim. sen birlessen onunla bedenimde bundan faydalanacak, ama sen bedenimden daha korkaksin yüregim.Sevdigini baskasina bile bile verecek kadar.....

Yağma Be Yağmur

cid000b01c57b4da0d355b00a00000  
Yağma be yağmur... İçim üşüyor. Islatma toprakları. Attığım her adım daha da ağırlaşıyor. Kokun sinmesin çiçeklere. Çoktan unuttum içime derin bir nefes çekmeyi. Çoktan unuttum ardından görünen gökkuşağının renklerini. Serinletmeye çalışma boşuna içimi. İstesen de beceremezsin yorulma boşuna.
Yağma yağmur. Çek git yoluna..

Esme be rüzgar... Uğulduyor kulaklarım. Takatim yok itme beni. Titriyor bacaklarım. Bilmem hangi melodidir fısıldadığın. Duymuyorum. Uzun zaman oldu işitmiyorum hiçbir sesi. Çek elini eteğini dalların üzerinden. Eğme boynunu. Koparma yapraklarını. Bırak her biten ot her yeşeren yaprak yerinde güzel. Çalma! Yerinden yurdundan etme hiç birini. Kimseler yok işte sokaklarda. Issız her yer senin şansına
Esme rüzgar. Çek git yoluna..

Geçme be zaman... Sabrım bitiyor. Dur olduğun yerde. Her şey uzaklaşıyor. Unutturma bana çektiklerimi. Unutturma özlemiyle divane ettiklerini. Alışmaya çalışmadım hiç. Vazgeçmeye çalışmadım. Henüz çok taze yaram. Bırak kanasın. Bir gün dönmez biliyorum. Bekletme boşuna.
Geçme zaman. Çek git yoluna..

Akma be gözyaşım... Yüreğim yanıyor. Değmez bir vefasız için heder olmana. Eğer gözyaşım fayda etseydi ona gider miydi ardına bile bakmadan uzaklara. Kıyamadığı kopamadığı onsuz yapamadığıydım hani? Yazık. Ne boş sevmişim meğer.. Ne boş yanmışım.. Sanma bu benim ilk aldanışım..
Akma gözyaşım...Çek git yoluna..

Bakma gözlerime
Çoktan perde indi üstlerine
Bakarsam dayanamam ağlarım
Sarılma ne olur
Böyle bir şefkat fazla bana
Hep isterim sonra, alışırım
Sevme be güzelim beni.
Gönül sayfamı çoktan kapadım
Dokunma sakın bana..!
Yüreğim yaralı..
Seninde canını acıtırım.....!

Gidersen Duracak Yüregim

182lk0  
Gidersen Duracak Yüregim...

Gidersen, bahar asla gelmeyecek bu kentte, hiç kesilmeyecek yağmur. Hep gri bulutla, hep soğuk rüzgar.Yarını meçhul bir hayat, umutsuz günler. Biliyorum aşka dair her şeyde seninle beraber gidecek. Kimse avutamayacak beni. Kuruyacak denizlerim.balıklarım ölecek…
Gidersen, ben asla eski “ben” olmayacağım. Hayat devam eder elbette, yaşamak denirse buna,yaşayacağım.... Bir yanım eksik, kalbim kırık... Tarifsiz bir keder, hepsi birbirinin aynı olan saatler. Ne renkler parlayacak, ne çiçekler açacak.Yaptığım hiç bir şey zevk vermeyecek bana. Hiç bir filim güldürmeyecek, ağlatmayacak. Hiçbir kadeh şerefe kalkmayacak, şarkılar susacak...
Gidersen, bir daha okumayacağım aşk öykülerini. Her aşkın sonu kötü bitecek benim için. Hiç bir sevgili mutlu olmayacak. Kıskanmayacağım bile, çünkü boş boş bakacağım hepsine. Aşka olan inancımı kaybedeceğim ve kendime olan güvenimi de...
Gidersen, senin gitmenin verdiği acıyla baş edemeyeceğim. Saçmalayacağım, çıldıracağım.Her zamankinden daha sinirli olacağım. Hoş görü duygum kaybolacak, en ufak bir olaya bile tahammül edemeyeceğim. Kıracağım herkesi, vefasız olacağım. Sonra giderek terk edecek dostlarım beni. Ben kendi elimle uzaklaştıracağım onları. Derken iyice yalnız kalacağım bir gün. Hem sensiz,hem arkadaşsız...
Gidersen, çok kızacağım sana, arkandan lanetler yağdıracağım. Mutlu olmanı falan istemeyeceğim. Benim çektiğim kadar acı çekmen gerektiğini düşüneceğim. Benden olgun olmamı bekleme, olmayacağım... Çünkü kabullenemeyeceğim bir türlü bu gidişi. Durup dururken, “ortada bir şey yoktu” diyeceğim. Tüm suçu sana yükleyeceğim. En bencil halime bürüneceğim. Yaşadığımız her şeyi baştan sona düşünüp aklayacağım kendimi. Bu rahatlık duygusu da uzun sürmeyecek. Sonra vazgeçeceğim seni suçlamaktan. Tutamayacağım yeminler edeceğim. Bir gün mutlaka geri dönecek ama ben bu kez onu terk edeceğim diye yapamayacağım şeyleri art arda sıralayacağım.
Gidersen, her gece sabahı edeceğim seni bekleyerek. Yorgunluk tüm hücrelerime yayılacak. Bir süre sonra görenler beni tanımayacak. Kimisi acıyarak bakacak bana, kimisi kendimi bu hale getirdiğim için kızacak.Umurumda bile olmayacak ne dedikleri. Bir tek şey söyleyeceğim onlara...

Benim Korkum Ölüm Değil - Ümit yaşar OĞUZCAN

wei74sv0   

Geçen gün senin yanında aklıma ölümüm geldi
Sensizlik bir mızrak gibi saplandı kalbime
O son anı hatırladım, o seni koyup gidişimi
İlk defa bu kadar üzüldüm dünyaya geldiğime

  wei74sv0


Ölüm! Kaçınılmaz sonuç, o soğuk kelime
Bir gün ucuz bir fahişe gibi koynuma girecek
Yüzümde gezinecek pis ve iğrenç elleri
Korkudan büyümüş gözlerimde hayaller can verecek 

wei74sv0
 

Biliyorum, üzüleceksin, ama ölüm bir gerçek
Bir yerde sevişmek gibi, bir yerde yaşamak gibi
Ne hazin sıcaklığımızın bizi terketmesi
Ve yüzümüze birbiri ardınca kapanan kapılar

  wei74sv0


Er geç uzanır bir el, son kampanayı çalar
Anlarız kaçınılmaz anın geldiğini
Şehre bir bomba düşmüş gibi aynalar, camlar kırılır
İnsan arar da bir türlü bulamaz güzelliğini  

wei74sv0
 

Kimse benim kadar bilemez ölümün rezilliğini
Seni koyup gitmenin hüznünü ben anlarım
Çünkü ben sende buldum kendimi, sende sevdim
Senin yanında seninle değerlendi zamanlarım

  wei74sv0


Ne acı gün kadehlerin boş kalması, şarkıların yarım
Mevsimlerin birbiri ardınca bir anda bitivermesi
Ansızın toprakla dolması gözlerimizin
Kanımıza o çirkin böceklerin girmesi

 wei74sv0

Kimbilir ölüm bir çilenin sona ermesi
Belki güzeldir, şu sefil dünyaya boş gözlerle bakmak
Ne çare ki sen varsın, o dünyada sen varsın
Benim korkum ölüm değil, seni yalnız bırakmak

wei74sv0

Ümit yaşar OĞUZCAN

Kalbimdeki Sayısız Cam Kırıkları

rosa7wy  
Kapıyı vurup gidişinin ardından, bende "gitmelerin" üzerine kapadım tüm kapıları…
Benden gittiğini sandın ya hani, kitledim umutlarımı sanmaların üzerine…
Gitmemişsin gibi, hiç bitmemişsin gibi uyudum sana dün…
Uykumda içim ürperdi…
Rüyamda bile sen yoktun…
Gerçekliğini yaşattığın her ne varsa alıp, düşlerime kattın ve öylece gittin…
Beni karmaşıklığının içine hapsedip, ellerini çektin…
Şimdi bir sen yoksun birde sendeki ben yok…

rosa7wy
Ve yine benim, yine sensiz yine bomboş yine darmadağın…
Düşündüm de "yok" olan çok şey var artık…
Önce sen yoksun…
Sonra senin bana kattıkların yok…
Her şey senden öncesi…Senden sonrası hiç yok !
Bir hiçlik bana kalan !
Sorma yok olanları, dokunuyor !

rosa7wy
Var olanların zamanı şimdi !
Sensiz bir "ben" var…
Hüzüne karışmış umutlar var…
Beni içime küstüren, sende tükenen bende bitmeyen sevgim var !
Dinmeyen yağmurlarım var…
Anlattırma var olanları, canım yanıyor !
Kalemimin her darbesi gözyaşı misali…

rosa7wy
Kalbimde sayısız cam parçaları…
Kırılmışım, dökülmüşüm…
Kendi kendime kalmışım başı boş sokaklarda…
Yok olanlara var olanları karıştırıp, susmuşum aynada ki halime…
Ve yine;
Sessiz bir köşede, kendimden düşmüşüm…
Ve yine;
Yüreğimde biryerlerde kaybolmuşum…

Görmez Olsun - Ferhat GÖÇER

Görmez Olsun

 495m98apwxdih45eb7
Dönmez olsun dönmez olsun sensiz bu dünya dönmez olsun
Sönmez olsun sönmez olsun içimdekı ateş sönmez olsun
Bu şarkı bizim olsun aşkımız sonsuz olsun gönlümün pınarında adın ceylanım olsun
Bu şarkı bizim olsun aşkımız sonsuz olsun gönlümün pınarında adın ceylanım olsun

 495m98apwxdih45eb7
Görmez olsun görmez olsun sensiz bu gözlerım görmez olsun
Sevmez olsun sevmez olsun kalbim başkasını sevmez olsun
Bu şarkı bizim olsun aşkımız sonsuz olsun gönlümün pınarında adın ceylanım olsun
Bu şarkı bizim olsun aşkımız sonsuz olsun gönlümün pınarında adın ceylanım olsun

 495m98apwxdih45eb7

Geçmez olsun geçmez olsun sensiz bu ömrüm geçmez olsun
Gelmez olsun gelmez olsun ayrılık bize gelmez olsun
Bu şarkı bizim olsun aşkımız sonsuz olsun gönlümün pınarında adın ceylanım olsun
Bu şarkı bizim olsun aşkımız sonsuz olsun gönlümün pınarında adın ceylanım olsun
 

 495m98apwxdih45eb7

Bittim Beni Bırakıp Kal Dediğin Yerde

 
Dün başladı yine bugün değişen hiçbir şey yok.

Bir anlam veremediğim güneş doğdu yine

Alacasından çıkıp karanlığın.

Zaten karanlıktım ben de

ufkum gibi umudum gibi

Bir dilim sevdadan uzak yaşadım hep

zenginliğim gibi bencilliğim gibi.

Bir gün, bir ay, bir yıl geçse ne çıkar ömrümden

sensizliği çıkaramadığım sürece gönlümden.

Beni bırakıp, KAL dediğin yerden giderken

yanına hıçkırıklarımın telif hakkını alıp,

tek celsede mutluluk boşayan hakimler gibi

yorgun aşkımın kalemini de kırdın...

Gül yüzünü omzuma yasladığın anları,

sevinçlerini susarak öptüğün dudaklarımı,

o hiç bitmeyecek dediğin sevdaları,

vicdanının topraklarına gömüp kaderimizi silerek gittin...

Senden geriye kalan bu baş ağrısı, bu boş şişeler,

karşıt iki fikir gibi, her tartışmanın sonunda

mağlup olsalar da sevgine,

tek ortak çaresizlikleriydi seni beklemek...

Gitme! Daha yağmur yağacaktı çatımıza

Gitme! Melekler konacaktı balkonumuza

Gittin.

Hiçbir mahcubiyet asaletin kadar sefil etmedi beni

Gittin. Ruhu hasta, şairi yasta ihtiyar bir şiir bıraktın

Bittim! Hiçbir karanlık gidişinin gölgesi kadar zifiri ölümlerin arefesine savurmadı beni.

Bittim! Öyle yakınım ki ölüme, yine de söylemeyin gülüme...

AŞK ACIRMI? - SEVİLAY ŞAHBAZ

 dividers  

Ferhatı dağlara mecnunu çöle
Düşürdü seveni dillerden dile
Merhamet etmedi seven gönüle
Vurdu yerden yere acımadan aşk

156043t6k4adw9e2le9
 

Girdi gönüllere tarumar etti
Kimi gün canından kanından etti
Bülbülü ağlattı gülü söyletti
Vurdu yerden yere acımadan aşk

156043t6k4adw9e2le9
 

Peşinden koşturdu ozanı sazı
Uğruna yazıldı şiiri sözü
Gülmedi sevenin gülmedi yüzü
Vurdu yerden yere acımadan aşk

156043t6k4adw9e2le9
 

Çözümsüz bilmece o büyük hece
Baharı kış eyler gündüzü gece
Kendi güldü gönüllerde sadece
Vurdu yerden yere acımadan aşk

156043t6k4adw9e2le9
 

Yıkıp viran eder sineyi canı
Dolaşır bıkmadan bütün cihanı
Gönüllerde eser nuhun tufanı
Vurdu yerden yere acımadan aşk

 156043t6k4adw9e2le9

SEVİLAY ŞAHBAZ


Ateşe Düşen Bir Gülün Çığlığı

 2006036156704849287_rs  
Ateşe Düşen Bir Gülün Çığlığı

Kızını dünyaya getirdikten sonra çok sevmişti, hemde uğrunda ölecek kadar çok... Ama hep eziklikle, utançla, korkuyla, cinnetle sevmişti… Hep "Ya" diye kaygılar taşıyarak içinden ve o “Ya” ları düşündükçe kanı çekilirdi damarlarından Kezban’ın.
Ölmeyi çokça geçirmişti içinden, oysa bir uçurum kenarından kendini boşluğa bırakacak kadar çok seviyordu hayatı, kocasını ve kızını. Ama kahrolası yerde üçüne de yaşam haram kılınmıştı.
Kulaklarında bir ses “Ölmelisin, ölmelisin!” diyordu. . “Hadi be kızım sende,” “çocuğun, eşin dururken hayata küsmek, ölmek mi olur?”
Nasıl ölsün? Yaşamak güzel, yaşamak kutsal. Kafasında sorular dolaşıyor: “Kadının yazgısı mı bu? Yoksa geri kalmış ülkelerin sorunu mu?” diye.
İlk önce çözümlerin içinde olduğunu, hayatın iğrençliklerine dayanması, bütün gücüyle karşı koyması, bunu kabul etmesi, bu yola inanması, dayanması ve kendini geliştirmesi, aşması gerekiyordu.
Sadece bunun için dua ediyordu. Ölümü son çare olarak görmek değil, bu gücü yaşamak istiyordu. Korkularının ördüğü setleri devirmek, yıkmak, bu köhne töreleri devirmek, belki de kendisi ve başkaları için bir devrim olacaktı. Yapayalnız olsa bile, bunun tek çıkış yolu , bunun tek umut ışığı yine içindeki kendinde olduğuna inandırıyordu kendisini. Bu yüzdendir ki dayanılması güç bir hayata dayanıyordu kezban.
Hayâller kuruyor kezban. Bir küçük ev, sevdiği bir eş, etrafında dolaşan çocuklar, herkesin herkese insanca baktığı, kadınların aşağılanmadığı bir çevre’’... Uyuya kalıyor Kezban. Dudaklarında sayıklamalar...
Kocasının o insan yüzüne bakarken her gün utançtan biraz daha kahroluyordu. Oysa kocası anlayışlı, insancıl bir adamdı, sokakta karşılaştığı herkes yüzünü çeviriyordu, yüzüne söylemeseler bile, arkasından ona pezevenk, piç babası demelerine bile aldırmıyordu. Namusunu temizlemesi için yapılan tüm baskılara karşı çıkıp direniyordu. “eşimin ve o günahsız yavrunun suçu nedirki öldüreyim, asıl suçluları neden görmüyor sunuz?” deyip tüm çevresini ret ediyordu. Hem bu gerici mantık inandığı değerlerle ve dünya görüşüyle de çatışıyordu...
Bütün çevre “namusunu temizlemezsen senin buralarda yaşama şansın ve hakkın yok, kimsenin yüzüne bakamazsın “ diye açık açık tehtit ediyorlardı. Ama o köhnemiş törelere karşı çıkıyordu ve geri zihniyetli tehtitlere aldırmıyordu...
Kocası çoğu zaman çektiği acıları bildiği için Kezban’a, “Hiç kimse seninde, kızının da kılına bile dokunamaz, dokunana dünyayı dar ederim’ biraz daha sabır’’ diyordu. ”Karkolda gözaltı sürem bitince, inşaatlarda çalışıp biraz para biriktirdikten sonra çekip gideceğiz İstanbul’a. Orada kimsenin bizi tanımadığı, rahatsız etmiyeceği bir yere yerleşiriz...” deyip teselli ediyordu Kezban’ı...
Kocası öğretmendi 1980 li yıllarda katıldığı bir yürüyüşün tertipleyicisi olarak ihbar üzerine yakalanp içeri atılmıştı. Bunu fırsat bilen karşı görüşteki düşmanları gece evine girip Kezban’ın ırzına geçip kaçmışlardı. Kezban eşinin ve ailesinin onurunu ve namusunu düşünerek bu olayı sır gibi saklamıştı. Nihayet altı aylık hamile olduğu anlaşılınca saklaması olanaksızlaşmıştı. Sonunda çareyi ailesine açılmakta bulmuştu. Ailesi doğan çocuğunu boğması için yaptığı bütün baskıları canı pahasına ret etmiş, karşı koymuştu.
Kocası hapisten çıktığında ise Kezban’ın ırzına geçenler köyü terkedip, izini kaybettirmişlerdi. Köhnemiş törelere göre sanki suçlu oymuş gibi bütün akrabaları, Kezbanı ve kızını öldürmesini istiyorlardı kocasından.. Zaten törelere göre doğal olanı da buydu. Yoksa kimsenin yüzüne bakamazlardı...
Acılarla geçen her gün biraz daha acı veriyordu. Çöken karanlıklar umudunu, geçen her gün hayallerini, hayatını çekip götürüyordu Kezban’ın... Karanlıklardan hep korkardı Kezban, kocası ne kadar karşı çıkarsa çıksın, kızıyla birlikte öldüreceklerinin korkusunu hep yaşıyordu. En çok da kızının öldürüleceğine yanıyordu yüreği....
“Ah zavallı yavrum” diyordu. “Bilir mi sorsam, sormadığım soruların cevabını? Konuşsam anlar mı dilimden? Konuşmadan, yüzüme bakıp susar mı öylece. Bilir mi neden bu kadar korktuğumu?. İçimdeki korkunç acıyı, gözlerimdeki uçurumu, katran karası geceleri. Anlar mı gözlerimdeki hüznü, kendime bile kapattığım duygularımı…”
Kezban için umut ve sevgi uzaklarda bir nokta bile değildi artık. Dünyalar değildi istediği, can bulacak kadar bir destekti.... Özlem, sevgi, şevkat, anlayış gösterecek ve içinde barınabileceği, herkesin yüzüne utançla bakmadığı bir yerdi...
Durmadan bir nehir akıyordu düşlerinde Kezban’ın, düşlerinin içinde yüreğine akıyordu sanki acı olup. Alıp götürüyordu ömrünü seller gibi her defasında... Issızdı, şaşkındı, çaresizdi, yapayalnız ve tek başınaydı Kezban düşlerinde… Kim koymuştu bu töreleri, kadınların lanet yazgısı mıydı bütün bunlar?... Bütün bunlara bir cevap arıyordu ama bulamıyordu...
Ne zaman dalıp gitse boğazı düğümlenir, tuzlanırdı kirpikleri. Bir yıldızın izdüşümü sarılırdı geceye, çağlayanların sesleri duyulurdu uzaktan ve bir çobanın kavalı vururdu kulaklarına. İçi acırdı her defasında ne zaman o kahrolası lanet geceyi anımsasa . Ne zaman anımsasa çaresizliğin nefesi üşütürdü içini, hüzne yazılmış bir şiirin dizeleri gibi acı solurdu hep.
Yorgun düştüğü zamanlar olmuştu elbet, hep direnmişti ayakta kalması için ama şimdi öyle miydi? Bir yanda kızı, diğer yanda kocası. Bütün bu olanlara karşı gücü tükeniyordu artık. Kaybolan zamanlar yitik umutlar hiç gelir miydi geri?
“İlk baharın kısa ömürlü çiçeği olsaydı, bir sonraki bahara yine gelirim der avuturdu yüreğini. İnsan gitti mi bir daha gelmez. “ diyordu kendi kendine...
Güneşli bir bahar günüydü, onlarda başka aileler gibi kırlara, nehir kıyısına çıkmışlardı, kuzular meliyor, çocuklar ordan oraya koşup oyun oynuyordu. Her yere yağmurun ve toprağın taze kokusu sinmişti. Ne zamandı sıcaklığını, şefkatini özlemişti güneşin. Gökyüzü öylesine mavi, öylesine duru, öylesine sınırsızdıki, Yine de yüreğindeki acıyı haifletmiyordu bütün bu güzellikler....
Çevre hep rengarenk çiçeklerle, çimlerle, yabani bitkilerle süslüydü. Kuşlar cıvıl cıvıldı. Çiçekler açıyor, baharın serin ve temiz havası mis gibi kokuyordu… Rüzgarda tiril tirildi yaprakları güllerin, çiçek açtıkları küçük tepede el ediyorlardı sanki onlara … Kezban bir gül koparıp kızının saçlarına taktı. Bir kızına baktı, bir güle, bir de çağlayarak akıp giden suya….
Saçlarına taktığı beyaz gül o kadar yakışmıştı ki yüzünün masumluğuna kızının.
Kızı, dünyanın bütün kötülüklerinden uzak, her şeyden habersiz saf saf gülümsüyordu. “Ah bir bilse, bir bilse hangi acıların annesinin bağrını deştiğini. Acılarla geçen her günün neler koparıp götürdüğünü ömründen...” diye söyleniyordu kendi kendine Kezban...
Kızına, “ah gözleri harelim sen bu acıları bilmezsin, henüz çok küçüksün, diyordu. “Bilmezsin nasıl olur, bir davanın hem mağduru, hem suçlusu, hem sorumlusu olduğumuzu. Ah gözleri harelim bizim için yaşamak, bu kötülüklerle, yanlışlarla dolu dünyada zaten ölüm demektir, ölümse rüzgâr olmak demektir bizim için. Sen henüz bilmezsin ölümü, bilmezsin ölümü bir rüzgâr gibi işlemenin ne demek olduğunu…. Ah gözleri harelim, boynu büküğüm, onca ağır yük verilmiş ki sırtımıza. Sen taşıyamamışsın da, ben taşırım, sanmıştım. ”
Tüm acıların ve üzüntülerin üstesinden gelebileceğini sanmıştı bir zamanlar fakat bu gücünü kaybettini anlıyordu yavaş yavaş.
Kezban hayatı boyunca haykırmak istediği fakat haykıramadığı herşeyi haykırmak, dışarı atmak istiyordu. Yıllarca içine atıp sakladıkları dayanılmaz korkunç bir yara oluşturmuştu onda. Yüksek bir yere çıkıp avazı çıktığı kadar haykırmak, içindeki yaraları deşip çıkarmak , boşaltmak istiyordu. Hayata, tanrıya, törelere, kötülüklere, suskulara her şeye isyan etmek istiyordu.
"Herkes bu kadın aklını yitirmiş desin, ardımdan küfür etsin" diyordu, kimin ne düşündüğü pek umurunda değildi.
Kızına baktı gözleri dolu dolu. “Bu kahrolası iğrenç zamanda, kimbilir başına neler neler gelecekti, ne acılar çekecekti bu saf haliyle...”
Sonra güneş ışıklarını serpmeye başlarken yeryüzüne, uzaklara akıp giden nehire baktı... Orada canlılığı, başkaldırmışlığı, isyanı, hasreti gördü... Kavuşmak istedi bir an önce, sarılmak istedi nehire... Koynuna girmek istedi bir sevgili gibi... Sevişmek istedi nehirle... İnsanın ulaşamayacağı bir yer düşlüyordu, kavuşmak istiyordu bir an önce düşlediği o yere... Sonra bir hikaye takılıp kaldı usuna. Kızına anlattı titreyen dudaklarla...
“Ateş bir gün suyu görmüş..yüce dağların ardında..sevdalanmış onun deli dalgalarına, hırçın,hırçın kayalara vuruşuna...Yüreğindeki duruluğu demiş ki suya; gel "Sevdalım ol" hayatıma anlam veren, mucizem ol... Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa,"Al " demiş.."Yüreğim" sana armağan.. Sarılmışlar ateşle su birbirlerine sıkıca.. Kopmamacasına.. zamanla Su; buhar olmaya, ateş kül olmaya başlamış ... Ya kendisi yok olacakmış, ya Aşkı..!
Baştan alınlarına yazılmış olan kaderide, yüreğindeki kederide alıp gitmiş, uzak diyarlara su... Ateş kızmış, yakmış ormanları.. Aramış suyu diyarlar boyu... Geceler boyu...
Gün gelmiş suya varmış yolu... Bakmış, o duru gözlerine suyun... Biraz kırgın... biraz hırçın... Ve o an anlamış aşkın bazen gitmek olduğunu.. Ama gitmenin, yitirmek olmadığını.. Ateş durmuş, susmuş öylece.. Sönmüş aşkıyla....
İşte o zamandan beridirki; ateş sudan, su ateşden kaçar olmuş... Ateşin yüreğini sadece Su...Suyun yüreğini sadece ateş alır olmuş..”
Hikaye bittiğinde kızını alıp yanına yavaşça yürüdü nehire doğru. Kocası kitap okumaya dalmıştı. Hiç kimse farketmedi, hiç kimse görmedi onları… Usul usul yürüyüp dağlardan süzülüp gelen o akıntının kıyısında durdular. İçini kemiren acıdan ve içine düştüğü bu boşluktan kurtulması için tek çıkar yol bu nehre atlamaktı belki de. Ama hangi cesaretle. Bir an için düşündü, yüzme bilmiyordu. Kaç genç kız, kaç yeni gelin atlayıp boğulmuştu bu nehirde yıllar yılı… Kaç gözyaşı efsanesi dinlemişti nehirde boğulanlarla ilgili… Buralarda, başlamadan biten bir masaldı sanki hayat...
Bu dünyada her şeyin ölümlü olduğunu biliyordu da Kezban,ölümün ne olduğunu bilmiyordu. 
Yüzme bilmiyordu Kezban, kimse öğretmemişti, akarsulardan hep korkardı… Ne zaman nehrin kıyısına gelse hep boğulacağını sanır ürperir, geri çekilirdi..…
Durup yüreğini dinledi Kezban. Sanki akan nehirdi yüreği. Bazen gürül gürül, bazen sessiz ve derinden aktığını hissetti yüreğinin. Akan nehiri yüreğinde, yüreğini o gümbür gümbür akan nehirde buldu....
Yüzüne baktı son kez kızının, öylesine saf, öylesine masumdu ki yüzü, dünyanın tüm kötülüklerinden habersizdi... Sicim gibi yaşlar süzüldü gözlerinden biribiri ardına. Ne çok acıyı, sevinci, hüznü, korkuyu biraraya biriktirmişti, birarada tutmuştu yıllar yılı.
Sarıldı kızına sıkıca ve son kez hoşçakalın dedi yıldızlara, aya, güneşe. Bütün düşleri sahipsizdi artık... Darmadağın yüreğini topladı... Arkasına bile bakmadan acılarını sırtlayıp kapadı gözlerini... Ve kızının da elini tutarak kendini bıraktı akıntıya… BR>
Gün gelir herkes ölür, hayat biter, yaşam sona erer. Yaşadıklarını da alır yanına kimi insan giderken. Elveda derken dünyaya.
Tüm çabalarına rağmen yenilmişti işte hayata ve insanlara.
Nehrin azgın dalgaları biribirine sarılı ana kızı birlikte sürükleyerek alıp götürüyordu... Akıntı zorluydu. Sadece akıntıya kapılan beyaz gülün çığlığı duyuluyordu kıyıda. Kezban’ın, kızının saçlarına taktığı beyaz gül’ün çığlığı... Dalga dalga yayılıyordu gülün çığlığı, ateşle su arasında... “Susturun şu çığlığı” diye inliyordu bozkırda rüzgar...
Belki de o güzelim anneyle can yoldaşı kızını, akıntının kıyılarına atması çok sürmeyecekti. O düşledikleri eşsiz adaya götürüp bırakacaktı onları... Kocası bir şey yapamamanın çaresizliğiyle kahroldu, kıyıda arkalarından sadece bakakalmıştı... Kezban kocasının umutsuz çağrılarını duymadı bile...
” Kezban! Kezban! “ Ama iş işten geçmişti artık.
Karısı ile kızının yardımına koşmayı istiyordu ama elleri, kolları bağlıydı kocasının. Nehire atlaması onunda ölümü, yok olması demekti. Hem atlasa bile onlara yetişebilmesi olanaksızdı, suyun kıyısına geldiğinde epey uzaklaşmışlardı onlar...
Ana kız kıyıdaki umutsuz çağrıları duymadılar belki de. Dalgaların sallantısına kaptırmışlardı kendilerini. Kollarını kızının boynuna dolamış, saçları gözlerine yapışmıştı Kezban’ın... Akıntıya kapılmış gidiyorlardı...
‘’Kezban! Kezban! Geri dön!’’ ‘’Geri dön Kezban n’olur !’’ Kulak verseydi, belki de kocasının ve kıyıdakilerin sesini son kez duyabilirdi. Ama uzaklardaydı artık. Dalgaların şırıltısı arasında suların boğuk ezgisini dinliyordu...
Kırgın yüreklerin derinlerinden gelen türküler gibiydi bu ezgi...
Bahardı çiçekler açıyordu kırlarda, topraktan otlar fışkırıyordu delicesine... Dalgalar azgınlaşıyordu git gide... Daha hızlı akmak, insanın olmadığı bir adaya ulaştırmak istiyordu onları... Aktı, ıssız ormanlar, boy boy ağaçlar arasından, yıllardır biriktirdiği acıları, hasreti peşinde sürükleyerek, aktı başkaldırırcasına...
Kezban’nın gözyaşları ufacık damlalardı, aktıkça sel oldu, nehir oldu, deniz oldu, okyanus oldu. Kapladı yeryüzünü, yaşamı sorguladı dalgalarla oynarken... Yaşam gizlenmiş acılar mıdır diye sordu yüreğindeki çığlığa? Sordu kahrolası töre koyucularına? Cevap alamadı...
Kıyıdakiler artık yalnızca bir leke seçebiliyorlardı... O da yanak yanağa vermiş suda sürüklenen anne ile kızının başıydı bu. Sonra dalgaların çalkantısı arasında bu leke de seçilmez oldu. Biribirine sarılı vaziyetde giden ana kız, tatlı bir uyuşukluk içerisindeydiler. Tıpkı uykulu gibi. Su, yanaklarında şırıldıyordu...
Gözlerini yummuştu ana kız. Tüy gibi hafiftiler. Bir daha hiç ayrılmayacaklardı. Anne kız birlikte düşlerdeki gibi almış başlarını gidiyorlardı.
El ele birbirine sarılarak atlamışlardı nehrin çılgın sularına, birbirini hiçbir zaman bırakmayacaklardı artık. Beraber gideceklerdi gidecekleri yere. Her şey, cennet ve cehennem arasında birbirine tutunmak gibiydi..
Birlikte yüzdüler, yüzdüler. Nehrin ezgili suları kulaklarına tatlı bir ninni fısıldıyordu.
O güzel su, büyük nehrin akıntısı boyunca genç kızların, gelinlerin, annelerle çocukların hep iç içe, can cana olduğu büyülü bir adaya sürüklüyordu onları...
Çiçeğe duran dallarında umut tazeliyordu yine elma ağaçları, her bahar olduğu gibi…